İçeriğe atla
28 Ağustos 2026 · 15 Rebiülevvel 1448
Online Hatim
Kalem Suresi

سُورَةُ القَلَمِ

Kalem Suresi

68. sûre · 52 âyet · Mekkî · mushafta aç

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

1-2. âyetler birlikte çevrilmiştir

Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
2

مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
3

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ

Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
4

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ

Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
5

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

5-6. âyetler birlikte çevrilmiştir

Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
6

بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
7

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
8

فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

O halde yalanlayanlara boyun eğme.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
9

وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
10

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ

10-14. âyetler birlikte çevrilmiştir

Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
11

هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
12

مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
13

عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
14

أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
15

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der.

Âyet sayfası s.564 · 29. cüz
16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
17

إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
18

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.)

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
19

فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
20

فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
21

فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

21-22. âyetler birlikte çevrilmiştir

Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
22

أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
23

فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ

23-24. âyetler birlikte çevrilmiştir

Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
24

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
25

وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ

(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
26

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
27

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
28

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
29

قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
30

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ

Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
31

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

"Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
33

كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
34

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
35

أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
36

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
37

أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
38

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" (diye mi yazılı?)

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
39

أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
40

سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
41

أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
42

يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

42-43. âyetler birlikte çevrilmiştir

Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar(ve buna yanaşmıyorlar)dı.

Âyet sayfası s.565 · 29. cüz
43

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
44

فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni başbaşa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
45

وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
46

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
47

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Yahut gayb (levh-i mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
48

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ

Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir halde Rabbine yakarmıştı.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
49

لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌۭ

Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
50

فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

(Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
51

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌۭ

Şüphesiz inkar edenler Zikr'i (Kur'-an'ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz
52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ

Halbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.

Âyet sayfası s.566 · 29. cüz

Meâl: Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli — Diyanet İşleri Başkanlığı
Kur'an metni: Tanzil Project (CC BY 3.0)
Ses kaydı: Mişari Râşid el-Afâsî — AlQuran Cloud / islamic.network