İçeriğe atla
28 Ağustos 2026 · 15 Rebiülevvel 1448
Online Hatim
Şuarâ Suresi

سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

Şuarâ Suresi

26. sûre · 227 âyet · Mekkî · mushafta aç

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ

Ta Sin Mim.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
2

تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
3

لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adetâ kendini helak edeceksin!

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
4

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ

Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
5

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
6

فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Onlar (Allah'ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
7

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ

Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
8

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
9

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
10

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

10-11. âyetler birlikte çevrilmiştir

Hani Rabbin Mûsâ'ya, "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
11

قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
12

قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Mûsâ şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
13

وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ

"Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
14

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

"Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
15

قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
16

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz",

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
17

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

"İsrailoğullarını bizimle beraber gönder."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
18

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

Firavun şöyle dedi: "Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
19

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin."

Âyet sayfası s.367 · 19. cüz
20

قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Mûsâ şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
21

فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
22

وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
23

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Firavun, "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
24

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Mûsâ, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
25

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
26

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Mûsâ, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
27

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ

Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
28

قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

Mûsâ, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
29

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
30

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ

Mûsâ, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
31

قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
32

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ

Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
33

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
34

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır" dedi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
35

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

"Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?"

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
36

قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy.Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
37

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ

"Sana bütün usta sihirbazları getirsinler."

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
38

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
39

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

Âyet sayfası s.368 · 19. cüz
40

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
41

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
42

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
43

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

Mûsâ onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
44

فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ

Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
45

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
46

فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
47

قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Âlemlerin Rabbine inandık" dediler.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
48

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

"Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbi'ne."

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
49

قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
50

قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz."

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
51

إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

"(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
52

۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Biz Mûsâ'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
53

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
54

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ

Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur."

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
55

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

"Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar."

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
56

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

"Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz."

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
57

فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

57-58. âyetler birlikte çevrilmiştir

Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
58

وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
59

كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
60

فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.

Âyet sayfası s.369 · 19. cüz
61

فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

İki topluluk birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
62

قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Mûsâ, "Hayır!, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
63

فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

Bunun üzerine Mûsâ'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
64

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
65

وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Mûsâ'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
66

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Sonra ötekileri suda boğduk.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
67

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
68

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
69

وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
70

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

Hani o babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
71

قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
72

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

İbrahim dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
73

أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

"Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
74

قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
75

قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

75-76. âyetler birlikte çevrilmiştir

İbrahim şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
76

أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
77

فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
78

ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

"O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
79

وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

"O, bana yediren ve içirendir."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
80

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

"Hastalandığımda da O bana şifa verir."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
81

وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

"O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
82

وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

"O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
83

رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ

"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."

Âyet sayfası s.370 · 19. cüz
84

وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
85

وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

"Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
86

وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
87

وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

"(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!"

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
88

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ

"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
89

إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ

"Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
90

وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
91

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

91-93. âyetler birlikte çevrilmiştir

Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allahı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
92

وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
93

مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
94

فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

94-95. âyetler birlikte çevrilmiştir

Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
95

وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
96

قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
97

تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ

"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
98

إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
99

وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
100

فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
101

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ

"Candan bir dostumuz da yok."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
102

فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
103

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
104

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
105

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Nûh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı.

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
106

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
107

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
108

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
109

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
110

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
111

۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

Dediler ki: "Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız."

Âyet sayfası s.371 · 19. cüz
112

قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Nûh şöyle dedi: "Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?"

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
113

إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

"Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!"

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
114

وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

"Ben inananları kovacak değilim."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
115

إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
116

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

Dediler ki: "Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!"

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
117

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
118

فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

"Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
119

فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
120

ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

Sonra da geride kalanları suda boğduk.

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
121

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
122

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
123

كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
124

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
125

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
126

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
127

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
128

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ

"Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?"

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
129

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

"İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
130

وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

"Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
131

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
132

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

132-134. âyetler birlikte çevrilmiştir

"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
133

أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
134

وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
135

إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
136

قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."

Âyet sayfası s.372 · 19. cüz
137

إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
138

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
139

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Böylece onlar Hûd'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
140

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
141

كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
142

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
143

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
144

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
145

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
146

أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

146-148. âyetler birlikte çevrilmiştir

"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
147

فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
148

وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
149

وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ

"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
150

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
151

وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

151-152. âyetler birlikte çevrilmiştir

"Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
152

ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
153

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
154

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
155

قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
156

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
157

فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ

Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
158

فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
159

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Âyet sayfası s.373 · 19. cüz
160

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Lût'un kavmi de peygamberleri yalanladı.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
161

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
162

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
163

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
164

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
165

أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

165-166. âyetler birlikte çevrilmiştir

"Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
166

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
167

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

Dediler ki: "Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!"

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
168

قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

Lût şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
169

رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
170

فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

170-171. âyetler birlikte çevrilmiştir

Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
171

إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
172

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Sonra diğerlerini helâk ettik.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
173

وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
174

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
175

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
176

كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
177

إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
178

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
179

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
180

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
181

۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
182

وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

"Doğru terazi ile tartın."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
183

وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

Âyet sayfası s.374 · 19. cüz
184

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
185

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
186

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ

Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
187

فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
188

قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Şuayb, "Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
189

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Onlar Şuayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
190

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
191

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
192

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Şüphesiz bu Kur'an, âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
193

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

193-195. âyetler birlikte çevrilmiştir

Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
194

عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
195

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
196

وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
197

أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
198

وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

198-199. âyetler birlikte çevrilmiştir

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
199

فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
200

كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
201

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

201-203. âyetler birlikte çevrilmiştir

Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
202

فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
203

فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
204

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
205

أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ

Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
206

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)

Âyet sayfası s.375 · 19. cüz
207

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
208

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
209

ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Bu bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
210

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
211

وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
212

إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
213

فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
214

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
215

وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
216

فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
217

وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

217-219. âyetler birlikte çevrilmiştir

Namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
218

ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
219

وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
220

إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
221

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
222

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ

Onlar, her günahkâr yalancıya inerler.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
223

يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ

Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
224

وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
225

أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ

225-226. âyetler birlikte çevrilmiştir

Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
226

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz
227

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ

Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.

Âyet sayfası s.376 · 19. cüz

Meâl: Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli — Diyanet İşleri Başkanlığı
Kur'an metni: Tanzil Project (CC BY 3.0)
Ses kaydı: Mişari Râşid el-Afâsî — AlQuran Cloud / islamic.network