İçeriğe atla
28 Ağustos 2026 · 15 Rebiülevvel 1448
Online Hatim
Sâffât Suresi

سُورَةُ الصَّافَّاتِ

Sâffât Suresi

37. sûre · 182 âyet · Mekkî · mushafta aç

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا

1-4. âyetler birlikte çevrilmiştir

Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
2

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
3

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
4

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
5

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
6

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
7

وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ

Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
8

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ

8-9. âyetler birlikte çevrilmiştir

Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
9

دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
10

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ

Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
11

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ

(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
12

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
13

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
14

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ

Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
15

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ

(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
16

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
17

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
18

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
19

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
20

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
21

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
22

۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

22-24. âyetler birlikte çevrilmiştir

Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
23

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
24

وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

Âyet sayfası s.446 · 23. cüz
25

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
26

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
27

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
28

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
29

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
30

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
31

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
32

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
33

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Artık onlar o gün azapta ortaktırlar

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
34

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

İşte biz suçlulara böyle yaparız.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
35

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
36

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ

"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
37

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
38

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
39

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
40

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın halis kulları başka.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
41

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ

41-42. âyetler birlikte çevrilmiştir

İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
42

فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
43

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Onlar Naim cennetlerindedirler.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
44

عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
45

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ

45-46. âyetler birlikte çevrilmiştir

Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
46

بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
47

لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
48

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ

Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
49

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ

Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
50

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
51

قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

Âyet sayfası s.447 · 23. cüz
52

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

"Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
53

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
54

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Konuşan o kimse yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
55

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
56

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
57

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

"Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
58

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

58-59. âyetler birlikte çevrilmiştir

"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
59

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
60

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
61

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
62

أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
63

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ

Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
64

إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
65

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
66

فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
67

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ

Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
68

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
69

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
70

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
71

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
72

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
73

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
74

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
75

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
76

وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Âyet sayfası s.448 · 23. cüz
77

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
78

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
79

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
80

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
81

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
82

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
83

۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
84

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ

Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
85

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
86

أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

"Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
87

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

"O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
88

فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ

88-89. âyetler birlikte çevrilmiştir

İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
89

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
90

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
91

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
92

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

"Ne diye konuşmuyorsunuz?"

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
93

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
94

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
95

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
96

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
97

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
98

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
99

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
100

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
101

فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
102

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Âyet sayfası s.449 · 23. cüz
103

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

103-104. âyetler birlikte çevrilmiştir

Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
104

وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
105

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
106

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

"Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
107

وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ

Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
108

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
109

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

İbrahim'e selam olsun.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
110

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
111

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o mü'min kullarımızdandı.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
112

وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
113

وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ

Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
114

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
115

وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
116

وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
117

وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
118

وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

Onları doğru yola ilettik.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
119

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
120

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
121

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
122

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
123

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
124

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
125

أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

125-126. âyetler birlikte çevrilmiştir

"Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
126

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Âyet sayfası s.450 · 23. cüz
127

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
128

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
129

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
130

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

İlyas'a selam olsun

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
131

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
132

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
133

وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
134

إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

134-135. âyetler birlikte çevrilmiştir

Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
135

إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
136

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Sonra da diğerlerini yok ettik.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
137

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

137-138. âyetler birlikte çevrilmiştir

Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
138

وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
139

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
140

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
141

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
142

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ

Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
143

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

143-144. âyetler birlikte çevrilmiştir

Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
144

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
145

۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ

Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
146

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ

Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
147

وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
148

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ

Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
149

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
150

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
151

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

151-152. âyetler birlikte çevrilmiştir

İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
152

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
153

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

Âyet sayfası s.451 · 23. cüz
154

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
155

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Hiç düşünmüyor musunuz?

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
156

أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ

Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
157

فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
158

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
159

سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Allah onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
160

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
161

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

161-163. âyetler birlikte çevrilmiştir

(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
162

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
163

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
164

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ

(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
165

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
166

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
167

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

167-169. âyetler birlikte çevrilmiştir

Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
168

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
169

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
170

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
171

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
172

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

"Onlara mutlaka yardım edilecektir."

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
173

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
174

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ

O halde bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
175

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
176

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
177

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
178

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ

Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
179

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
180

سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
181

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

Peygamberlere selam olsun.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz
182

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Âyet sayfası s.452 · 23. cüz

Meâl: Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli — Diyanet İşleri Başkanlığı
Kur'an metni: Tanzil Project (CC BY 3.0)
Ses kaydı: Mişari Râşid el-Afâsî — AlQuran Cloud / islamic.network